“I Know Everything but I Don’t Know Anything”
- sessizcebusra
- 22 May 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 27 May 2025
Gün batımında başlayan bir düşünce, yatsıdan sonra nasip olan bir mevlid ve bana
fısıldayan bir kapı… Çamlıca Camii’nde yaşadığım gecenin sessiz tanıklığı.
Çamlıca Camii — Vakit yatsı namazından çok sonra.

Aslında vaktinde yetişebilseydim, yatsı namazını burada kılmak istemiştim. Ama saatlerce
Çamlıca Tepesi’nde, bir bankta, soğuktan donarken GTA V’ ten aşina olduğum o manzarayı izlemekle meşguldüm.
Elbette gün batımıydı. Güneş, batarken bana sırayla bir sürü farklı rengi gösteriyordu: sarı, turuncu, kırmızı, mor… Beni büyülemeye çalıştığının farkındaydım ve sadece izin verdim. Yatsı ezanı okundu. Camiye geç kalmıştım. Hâlâ o bankta oturuyordum. Kendi kendime “Boşver, Allah vakti umursamaz.” dedim ve o diğer felsefik konuyu düşünmeye devam ettim.
Saat iyice geç olmuş, soğuk ise artık dayanılmaz hale gelmişti. Çamlıca Camii’nin yolunu tuttum. Camiye biraz daha yaklaştığımda, muazzam büyüklüğü ile büyülendim. Gecenin karanlığında altın rengi ışıklarla ışıl ışıldı. Avlusunda, yerde kare şeklinde aydınlatmalar vardı. Işıktan çerçevesi olan kaldırım taşlarını çocuk ruhum bir oyun aracı gibi gördü. Işıktan çerçevesi olan taşların üstünde birkaç saniye durarak ilerledim, birer birer… Ve caminin giriş kapısına ulaştım. Önümdeki dev kapı, hafif bir meltemle bana fısıldadı: “Start again.”

Yatsı namazına yetişemediğim için üzülmedim. O gün, o geç saatte, o camide bir mevlid okunmak üzereydi. Ve bu okuma, bir video çekimi için yapıldığından bizden başka kimse yoktu. Caminin tam kubbesinin altına oturup bu mevlidi dinlemek nasip oldu.
Kubbenin tam ortasında ‘Allah’ yazıyordu. 72 metre yüksekliğindeki bu kubbenin, İstanbul’da yaşayan 72 milleti temsil ettiğini sonradan öğrendim. Daha erken gelseydim bu mevlid kasidesini dinleyemeyecektim. Geç kalmışlığın getirdiği bu şansa bakar mısınız?
Sanki her şey “Her şerde bir hayır vardır” diyordu. Sanki bana “Her şeyin bir zamanı var ve her şey mümkün” diyordu.
Çünkü o bankta otururken düşündüğüm felsefik konu, buraya geç kalmama sebep olmuştu: “Her şeyi biliyorum ama aynı zamanda hiçbir şey bilmiyorum.”
Ve ilk tanıştığımızda “İngilizceyi iyi konuşamıyorum.” dediğim, Amerika’dan gelen Çin kökenli bir fanîye, İngilizce kelimelerle o bankta aşûre tatlısının hikayesini anlattıktan sonra, yarım yamalak bildiğim bir dilde gerçeği açıklıyordum: “I know everything, but at the same time, I don’t know anything.”





Yorumlar